Güçlü olmak değil, güçlü davranmak.

Niyetim güçlü davrandığım bir olaydan bahsetmekti. Babam dün bir operasyon geçirdi. Doktorlar “deprese” olmasın diye (umarım doğru yazmışımdır) sedasyon vermediler ve babam beni yanında istedi. Kandan iğneden ve türevlerinden deli gibi korkmama rağmen girdiğim ameliyathaneyi yazacaktım ama vazgeçtim, başka bir konu var bugün #günlüklerimde.

Son zamanlarda “güçlü olmak”la “güçlü davranmak”ı ayırmaya çalışıyorum. Genelde, bizim için önemli olan şeyleri davranış özelliklerinden ziyade sahip olmak istediğimiz ya da olmak istediğimiz şeyler olarak ifade ediyoruz. “Güçlü olmak istiyorum,” “şefkatli olmak istiyorum,” “sabırlı, soğukkanlı, cesur olmak istiyorum.”

Davranışlarımızdan ziyade kim olduğumuza, nasıl biri olduğumuza, kısaca özümüze dair bu ifadeler, belirli duyguları hissetmeye çalışmakla (güçlü hissetmek, şefkatli hissetmek . . .) ya da hissettiklerimizden ötürü kendimizi suçlamakla (güçsüz hissetmek, korku hissetmek. . .) sonuçlanıyor.

Nihayetinde, yapıp ettiklerimizin alanında değil de hissettiklerimizin alanındaki idealler peşinde koşmaya başlıyoruz. Gündelik dilimiz de buna çanak tutuyor: gündelik dilimiz, önem verdiklerimizi tasvir ederken kendimizle ilgili değerlendirmeleri dile getirmeye daha yatkın. “Güçlü olmak istiyorum,” demek, “Güçlü davranmak istiyorum,” demekten daha yaygın ve doğal mesela. Genellikle “Şefkatle davranmaya özen gösteriyorum,” değil de, “Şefkatli olmaya özen gösteriyorum,” diyoruz.

Hatırladıkça, kelime seçimlerimi hafifçe değiştiriyorum bu aralar, kendimi, özümü değerlendirmeye değil de eylemlerimin niteliğine vurgu yapmaya gayret ediyorum.

Bu durumda “güçlü olmak” için kendimi şekilden şekle sokacağıma, “güçlü davranmak” ne anlama geliyor diye bakıyorum, sonra oradan en küçük ne yapabilirsem onu yapıyorum. Adım adım güçlü davranmak bana daha iyi geliyor şimdilik. Yemişim güçlü “olmayı”!