Küçük bir çocuk düşün. Karanlıktan korkan küçük bir çocuk. Bazen geceleri seni yanına çağırıyor. Korktuğunu söylüyor. Fark ediyorsun ki sen ona sarıldığında yatışıyor; başını okşadığında nazikçe, kendini güvende hissederek uykuya dalıyor… O çocuk seni aylarca, yıllarca, korkusu her uyandığında yanına çağırabilir. Bir kere yatıştı diye hep uyumaz duygular; uyanıverir. Seni yanına çağırdığı zaman o çocuğa kızabilirsin. “Korkacak bir şey yok,” diyerek korkusunu yok sayabilirsin, “Yeter artık,” diyerek isyan edebilirsin. “Neden geçmiyor?” diyerek problemin kökünü bulmaya girişebilirsin. Ama bunlar çocuğu yatıştırmaz. Korkusunu dindirmez. Hatta onu daha da korkutur. Utandırır. Korktuğu için korkmaya, korktuğu için sorunun kendinde olduğunu düşünmeye başlar…
Senin içindeki korkan tarafa da korktuğu zaman bakım verip yatıştırabilirsin veya onu korkak olmakla suçlayabilir, yalnız bırakabilirsin. Hangisi iyi gelecek en iyi sen bilirsin. İçindeki korkuların zaman zaman uyanması senin suçun değildir. Ancak, senin sorumluluğundur.