HAKKIMDA ATÖLYE & EĞİTİMLER MEDİTASYONLAR ÖZ ŞEFKAT KİTAPLIK NOT DEFTERİM BASINDAN PEMBE FİLİ DÜŞÜNME İLETİŞİM

İnsan kederini yalın bir olgu olarak yorumlamak*

Kederde zenginlik, anlam ve niyet bulabilmek.

Kelly G. Wilson, 19 Eylül 2010

 

Kederden çok hoşlanmayan bir kültürde yaşıyoruz. Bunun işaretlerini dört bir yanda görmek mümkün. Reklamlar mutsuz ya da kaygılı olup olmadığımızı soruyor ve eğer yanıt evetse bize ilaç satıyor. Ruhsal Bozukluklar Tanı ve İstatistik El Kitabı’nın beşinci baskısını yayına hazırlayanlar yası bir hastalık olarak değerlendirmeye hazır.
Fakat yapabileceğimiz başka bir şey daha var. Duraklayabiliriz. Kendimize biraz zaman ayırabiliriz. İnsan kederini yalın bir olgu olarak yorumlayabiliriz.

Birkaç yıl önce, bir araba kazasında çocuğunu kaybetmiş bir danışanımla görüşüyordum. Carl Rogers, çığır açan 1961 tarihli kitabı On Becoming a Person’da (İnsan Olmaya Dair) şöyle diyordu: “En kişisel olan en genel olandır.” Bu öğüdü dikkate aldım. Onun çocuğunu kaybettiğini dinledikten sonra, bir yanıt vermeden önce kendi deneyimime derinlemesine bir bakış atmamın doğru olacağını düşündüm. Ben çocuğumu kaybetmemiştim ama ağabeyimi kaybetmiştim. Randy’yi kaybetmiş olmayı, bu kaybın yaşamımda ne anlama geldiğini düşündüm.

Randy’yi düşünmek beni büyüdüğümüz, Batı Washington’ın koyu renkli, her dem yeşil, derin ormanlarına götürdü. O ağaçlıkların içinde –ıslak ve zengin–  bir koku vardır. Aynı bollukta hem yaşamın hem de ölümün kokusunu alabilirsiniz. Bazen çamlardan biri düşerdi. Koskocaman, güzel bir çamın, yüzlerce yıl göğe doğru dimdik yükseldikten sonnra yere düşmesi üzücüdür. Bu kadim ağaçlar, ormanın içinde, yerde yıllarca yatarak çürür ve o ağaç boyunca, sekiz ya da on yeni ağaç sıralanır. On yıllar boyunca, yavaş yavaş, çürüyen ağaç gövdesi yeniden büyüme sürecinin. O düşen ağaçlara besleyici, çürük gövdeler denir. 

Görünüşe göre yeni bir ağacın ormanlık zeminde kendine filizlenecek ve büyüyecek yer bulması çok zormuş. Işık azdır ve eğreltiotu bulabildiği her köşeye yayılır. Düşen ağaçlar, eğreltiotlarının üstünde, tohumların biraz daha fazla ışık, nem ve besin alabileceği bir yer sunar. Eğer dikkat ederseniz, eski ağaç ormanın toprağına tamamen karıştıktan sonra da ağaç sıralarını görebilirsiniz.

Hayatta bazen, yeni şeyler yitip gidenlerden uzakta değil onların yanı başında büyür. Kendimi düşünürken buluyorum: Kaybedilmiş bir çocuğun trajedisinden neler doğar, orada ne büyür?

Ve kendimi şu anda bu yazıyı okuyan insanları düşünürken buldum. Yitip giden şeylere dair fikriniz var mı? Geri dönüşü olmayan kayıplarınız oldu mu? Bir an duraklayıp o kaybı kabullenip kabullenmediğinizi, karşınıza çıktığında onu tanımaya zaman ayırıp ayırmadığınızı merak ettim. O kayıptan hareketle, yitip gitmiş olanı onurlandıracak yeni ve güzel bir şey yaratabilecek olsanız bu ne olurdu?

Bundan yıllar, yıllar önce intihar etmesi sonucunda kaybettiğimiz ağabeyim Randy ile ilgili bunları hissediyorum. Küçük ağaçlar hemencecik büyümeye başlamadı. Ancak o zamandan bu zamana dakikalar, saatler ve günler yıllara doldu. Ve neredeyse 25 yıl sonra hâlâ Randy’nin yüzünü gözümün önüne getirebiliyorum, özellikle de o yana kayan gülüşünü. O günden bu güne, tıpkı tohumlar gibi yaşamıma sıra sıra doldurduğum, o trajediden beslenen insanları, projeleri düşününce, acaba benimle gurur duyar mıydı diye düşünüyorum. Bendeki hatırası ona gurur verir miydi diye.

Benim ağaç sıralarım öğrencilerimden, danışanlarımdan ve yaşamdaki anlam ve niyetle, tatlı ve acıyla ilgili konuşmalarıma katılan dünyanın dört bir yanından insanlardan oluşuyor.

Bence danışanlarımıza, arkadaşlarımıza, ailemize ve dostlarımıza, şüphesiz hepimizi bir gün ziyaret edecek olan mutsuzluğu bir hastalık gibi görmekten ya da şeytanileştirmekten daha iyi bir şeyler yapmayı borçluyuz. Sevgi ve kayıp aynı geminin yolcusudur. Kaybettiklerimize yüz çevirebilmek için sevdiklerimize de yüz çevirmemiz gerekir.

Öğrencileri, danışanlarımı ve sizleri, keder hissinin bir hastalık sayılmadığı küçük bahçeme davet ediyorum. Bahçeye yerleşin ve nefes alın. Bırakın, kederle dolun. Bırakın, bir sohbet başlasın. Yaşamın bereketli topraklarında ne gibi yeniliklerin büyüyebileceğini izleyin.

John Erskine, 1906 tarihli Actæon şiirinde ne güzel söylemiş:

Bu acı dünyası için Lethe’nin bir müsveddesi mi

Kolay pazarlık; yine de diken bende kalsın

Gül de bende kalsın diye.

 

Randy? Eğer duyuyorsan. Lütfen bil ki seni sevgiyle hatırlıyorum ve senin için küçük bir bahçeye bakıyorum.

Oxford, Mississippi’den hepinize namaste,

Kelly

 

 

* Bu yazının orijinali 19 Eylül 2010 tarihinde Kelly G. Wilson tarafından PsychologyToday.com sitesinde yayınlanmış olup, yayın hakkı Kelly G. Wilson'a aittir.