HAKKIMDA ATÖLYE & EĞİTİMLER MEDİTASYONLAR ÖZ ŞEFKAT KİTAPLIK NOT DEFTERİM BASINDAN PEMBE FİLİ DÜŞÜNME İLETİŞİM

“İnsan kısmı bir misafirhane,

Her sabah yeni birisi gelir. Bir sevinç, bir bunalım, bir zalimlik,

Aniden farkına varmak bir şeyin, hepsi beklenmedik birer misafir.” der Mevlana, Misafirhane adlı şiirinde. Hoşumuza gitmeyen, bize acı, bize rahatsızlık veren bir duygu ziyaretimize geldiğinde onu buyur ediyor muyuz içeri, yoksa ondan kurtulmak, kaçmak, onu yok etmek veya en azından kontrol edebilmek için elimizden ne geliyorsa yapıyor muyuz? Misal, sosyal ortamlara girmemizle birlikte kaygı geliyorsa ziyaretimize, konuşmalara katılmayıp sessiz kalarak orayı mümkün olduğunca erkenden terk mi ediyoruz yoksa kaygı ile birlikte kalıp orada, kendimize anlayış, kaygımıza oturacak bir yer mi gösteriyoruz? Evden çıktıktan sonra “Kapıyı kilitledim mi acaba?” düşüncesi ile birlikte kapımızı çalan huzursuzlukla ilişkimiz nasıl? Bir an önce gitsin başımızdan diye eve dönüp kapıyı kontrol mü ediyoruz, yoksa huzursuzluğumuzun bizi hayatta tutmak için yaratılmış doğal bir duygu olduğunu anlayıp ona evimizde yer açarak günümüze bir süreliğine onunla birlikte devam etmeye gönüllü oluyor muyuz?

Çoğumuz, kendimizi iyi hissetmek uğruna iyi bir hayatı feda ediyoruz. Belki de Mevlana’nın dediği gibi, “her geleni alnımızın akıyla misafir etmeli,” “karanlık düşünce, utanç ve garez, hepsini gülerek karşılamalı.” Kabul etmeli içeri. Bunca yıl kaçtık, bunca yıl savaştık, belki de artık bu amaçtan vazgeçmeli. Peki nasıl yapacağız? Sevmediğimiz, istemediğimiz, bize acı veren bir duygu ziyaretimize geldiğinde onu nasıl kabul edeceğiz? Bir anda değil, yavaş yavaş ilerleyeceğiz. Kapı çaldığında, önce bakacağız gelen kimmiş diye, bunca yıl yüz yüze gelmekten kaçtığımız ne varsa yüzümüzü döneceğiz. Belki daha sonra kapıyı açacak, misafiri içeri davet edeceğiz. İstemeye istemeye. Bir an önce gitmesini isteye isteye. Sonra bir gün, gitsin diye gözünün içine bakmaktansa, o hâlâ oradayken kendi işimize bakacağız. Ve başka bir gün, uygunsa eğer, yanına oturacağız. Bir süre sonra gideceğine, kendimizi hep böyle hissetmeyeceğimize güvenerek yakınlık kuracağız. Bize anlatmak istediklerine kulak vereceğiz. Zamanı geldiğinde onu, geri dönebileceğini bilerek, “görüşmek üzere” diyerek uğurlayacağız.