HAKKIMDA ATÖLYE & EĞİTİMLER MEDİTASYONLAR ÖZ ŞEFKAT KİTAPLIK NOT DEFTERİM BASINDAN PEMBE FİLİ DÜŞÜNME İLETİŞİM

“Öz-şefkat egzersizlerini yaptım ve şimdi kendimi çok daha iyi hissediyorum.” Bu, son bir senedir en sık duyduğum cümlelerin başında geliyor. Aynı liste de kısa bir süre sonra aynı kişilerden gelen şu cümle de var: “Hiçbir şey değişmedi, hâlâ aynıyım, kendimi hâlâ aynı hissediyorum.” Bir pratikten, bir meditasyondan sonra yan etki olarak kendimizi iyi hissedersek öz-şefkatin “işe yaradığını” düşünmeye başlarız. Ve bir şey işe bir defa yaradı mı, insan onu bir strateji olarak kullanmaya meyleder. Halbuki bir şeyin bir defa işe yaraması her zaman işe yarayacağı anlamına gelmez. Bu yüzden de “işe yaramadığı zamanlarda,” bir başka deyişle öz-şefkat egzersizlerini yaptıktan sonra kendimizi daha “iyi” hissetmediğimiz zamanlarda hayal kırıklığı yaşar, sorunu pratikte veya kendimizde aramaya başlarız. Öğretmenim Chris Germer’ın sıklıkla bize hatırlattığı bir şey vardır. Der ki, “Şefkati kendimize, kendimizi daha iyi hissetmek için değil, kendimizi kötü hissettiğimiz için gösteriyoruz.” Öz-şefkat pratiklerinin çelişkisi burada yatar. Elbette hepimiz değilse de çoğumuz öz-şefkat denilen kavramı duyduğumuz zaman kendimizi daha iyi hissetmek için konu hakkında okumaya, pratiklerini uygulamaya, meditasyonlarını yapmaya başlarız. Halbuki öz-şefkat bir “iyi hissetme” yöntemi, duyguları manipüle edip acıdan kaçma stratejisi değildir. Kendimize acı çektiğimiz zamanlarda şefkat verirken, grip olmuş bir çocuğu teselli etmeye çalışan anne-baba gibiyizdir. Gribi şefkatimizle kovmaya çalışmayız; hastalık kendi seyrinde geçene kadar, bizim çocuğa gösterdiğimiz şefkat ve onu rahatlatma arzumuz içgüdüsel bir tepkidir. Hepimizin hayat boyu süren bir gribi vardır, adı “acı çekmek” olan. Öz-şefkat, acıdan kaçma, kusurlarımızdan arınma yöntemi değil, acımızı da kusurlarımızı da kucaklama becerisidir. Acıya yaklaşım biçimidir.