-
zeynepselvili.comzeynepselvili.com
-
yas
-
yası anlamak
yası anlamak
Yas kuramcısı Colin Murray Parkes, “Yas, dünyanın nasıl olduğu ve nasıl olması gerektiği arasındaki tutarsızlığın farkına varılmasından doğan bir duygudur” der. 1 Bu tanım, bence yasın en gerçek tanımlarından biri. Çünkü yasın kapsamının ölümle sınırlandırılamayacak kadar geniş olduğunu hatırlatıyor bize. Bizler, yas olgusunu genelde ölümle ilişkilendiririz ama ölüm içermeyen kayıplar söz konusu olduğunda da yas tutarız. Bazen yasını tuttuğumuz kişi hala hayatta olabilir: Belki biriyle ilişkimiz son bulmuştur veya ilişkimizin doğası, demans gibi bilişsel yetilerinin kaybından dolayı örneğin, değişmiştir. Tanıdığımız kişi orada değildir artık. İlişkilerin son bulması, taşınma, sağlığımızın bozulması veya sağlığımızın, bedenimizin arzuladığımız bazı şeylere el vermemesi, yaşlanma, emekli olma, iş kaybetme, iş değiştirme… Nedenler listesi upuzundur. Üstelik bazen hayallerimizin, ideallerimizin, özgürlüğümüzün kaybı gibi gözle görülmeyen kayıplar da veririz. Aslında şunu söylemek de mümkündür: Kaybımız tek bir parçaymış gibi görünebilir fakat daha yakından bakarsak her kayıp çok katmanlıdır. Hayatımızı bir baştan bir başa kaplar. Kendini her köşede duyurur. Çocuğu ölen bir ebeveyni ele alalım. Çocuğuyla birlikte sosyal ilişkilerinin bir kısmını, edindiği sorumlulukları, görevleri, özetle kimliğinin kocaman bir parçasını, vb. kaybeder. Başka bir örnek: 6 Şubat Depremi’nde insanlar sadece sevdiklerini değil; evlerini, eşyalarını, işlerini, aidiyet bağı kurdukları şehirlerini kaybettiler. Depremi yaşayanlar, maddi ve manevi kayıplarının yanı sıra sosyal statülerini de kaybettiler. Deprem, insanların hayata ve işleyişine dair inançlarını yerle bir etti. Aidiyet, güven, kontrol duygularını duygularını sarstı. Diyeceğim, tek başlarına veya can kayıplarına eşlik eden bu gibi sembolik kayıplar da yas kaynağı olabilir. Özetle yas, yaşamımızda önem taşıyan ve bağ kurduğumuz her türlü nesnenin kaybına karşı verdiğimiz duygusal, bilişsel, davranışsal, fiziksel, ruhani ve sosyal tepkilerin birleşimi.
Yas tutmak, herkes için olmasa da çoğumuz için ıstıraplı bir süreçtir fakat yas, doğal ve normal bir yanıttır, rutin olarak tedavi gerektiren bir hastalık değildir. Tedavi edilecek değil, desteklenecek, saygı duyulacak ve var olmasına izin verilecek bir şeydir yas. Yas sürecindeki
kişilerle yürütülen araştırmalar bize şunu söyler: Bazılarımız kayıp karşısında dayanıklıyızdır, bir başka deyişle bazılarının yas tepkisi hiçbir zaman şiddetli olmayacaktır; bazılarımız kaybın hemen ardından şiddetli belirtiler gösterir, ancak zamanla bu belirtiler azalıp
yatışır ve bazılarımızın yası ise kronikleşir. Şaşırtıcı belki ancak pek çoğumuz, kayıplarımız ardından dayanıklılık gösteren gruptayız ve hiçbir müdahaleye ihtiyaç duymadan hayatlarımıza devam edebiliyoruz. Burada kimselerin yardıma ihtiyaç duymayacağını iddia ettiğim sanılsın istemem çünkü yine araştırmalara göre, yas tutan her on kişiden bir veya ikisinin yıllar sonra bile hiç dinmeyen, dinmemesinden de öte giderek koyulaşan ve kronikleşen yas belirtileri bulunur. Daha da önemlisi, bu belirtiler gündelik hayatı ve işlevlerini etkileyecek kadar, hatta kişinin herhangi başka bir neşe kaynağı veya anlam kaynağı bulamayacağı kadar şiddetlidir. Altını çizmek istiyorum: Hareket kabiliyetini kısıtlayacak şiddetteki belirtiler söz konusudur. Uzamış yas ile ilgili daha detaylı bilgi için Uzamış Yas e-kitabımızı okuyabilirsiniz.
Peki, yasın bitişinden söz edebilmek mümkün mü?
Genellikle yas sürecinin belirli bir şekilde, bir dizi aşamalar halinde ilerlediğini ve bir başlangıç ve varış noktası olduğunu düşünüyoruz. Bu düşünce ve yaklaşım, kitaplara, şiirlere, filmlere konu olmuş, gündelik hayatın her köşesine sinmiş gözde bir yas önerisi. Bu söyleme göre yasın olağan seyri şu beş aşamaya ayrılır: kaybın inkârı, öfke, pazarlık, depresyon ve kabul. Ve özetle şöyle ilerler: Kaybın ardından neredeyse her zaman birinci uğramız inkardır. Ne olduğunu anlamakta zorlanırız. Yaşananlara inanmakta zorlanırız. Fakat süreç ilerledikçe kaybımızın telafi edilemez olduğunu fark eder, kayıp gerçeğiyle yüzleşiriz. Ve bu noktada, normal olan yoğun bir üzüntü duymak, ciddi sıkıntı çekmektir. Hatta öyle yoğun bir sıkıntı ki, doğası ve şiddeti klinik depresyonla benzer özelliklere sahiptir. Ancak bu durum da sonsuza kadar sürmez. Zamanla, kendimize doğal duygularımızı yaşama izin verip yasımızı işlersek, o karanlıktan çıkarız. Yasımız bu noktada biter, biz iyileşiriz ve normal işleyişimize geri döneriz. Yası aşamalara ayıran bu teoriye göre yas, bir anlamda, inkardan kabule uzanan ve sonu olan bir yolculuktur. Elbette aşama teorilerinin adını koyup açıkladığı çok şey var, ancak bir o kadar da eksik bıraktığı şey var. Normalleştirdikleri kadar anormalleştirdikleri şeyler de var. Belki anlatılmak isteneni, “yas sürecinde en sık karşılaşılan tepkiler” olarak yeniden çerçevelesek daha çok kişide karşılık bulur. Çünkü bu beşi madde kesinlikle ama kesinlikle listenin tamamı olamaz. Farklı insanlarda ve durumlarda, kaygı, suçluluk, utanç, hınç, rahatlama, anlamsızlık, yalnızlık, çaresizlik, halüsinasyonlar, hissizlik ve hiçbir yas tepkisinin görülmemesi gibi deneyimlerin de çok sık görüldüğünü biliyoruz. Dünyada kaç milyar insan varsa, o kadar yas şekli var. Yani beş parmağın beşinin bir olmadığı gibi insanların yası da bir değil. Elbette evrensel birtakım yas tepkilerinden bahsedebilmek mümkün. Fakat duyguların evrensel olması, herkesin aynı şeyi hissedeceği anlamına gelmiyor. 2 “Aşama” kelimesi, bu deneyimlerin farklı bir sırayla aynı anda değilse bile aynı günde, hatta aynı saat içinde yaşanabileceği gerçeğini de görmezden geliyor sanki.
Bir an yaşadığımız gerçek değilmiş gibi gelirken, diğer bir an o kişinin öldüğü gerçeğini kabul edebiliriz. Bir an hüngür hüngür ağlarken, diğer bir an herhangi bir şey yüzümüzü güldürebilir. Yas çoğu zaman kapkaranlık bir süreç olarak resmediliyor. Belki henüz hayal etmesi bile imkânsız fakat yas tutan insanlarda bazen, acının gölgesinde gelişen olumlu şeyler de görüyoruz. Hepimiz değilse de bazılarımız, acıyla geçtiği yolda adım adım yumuşuyor, bağışıklık kazanıyor, olgunlaşıyor; yaşadığı bu zorlukla yaşama bakış açısı değişiyor, kendini acı çeken başkalarına daha yakın hissetmeye başlıyor, var olan gücünü fark ediyor veya güçleniyor, kendini biraz daha iyi tanıyor. Bütün bu deneyimler de yasla ilgili.
“Yasın bitişinden söz edebilmek mümkün mü?” sorumuza geri dönelim. Nasıl ki bir kemiğiniz kırıldığında ne kadar iyi kaynarsa kaynasın, yıllar sonra bile çekilen bir röntgenle nereden kırıldığı görülebilir, yas da böyledir, kişiyi sonsuza dek değiştirir. Yas, geçen, tamamlanan veya biten bir şey değildir. Bu nedenle belki “yeniden düzenleme,” “yeniden uyum sağlama” ifadelerini kullanmak daha yerinde olur. Evet, doğru, çoğunlukla, belirli bir zaman sonra duygusal ve davranışsal tepkiler azalır. Dinmeyecek sandığımız acılar diner. Fakat bana sorarsanız, yas, bir deniz ritmiyle işlemeye hep devam eder: Kabarır, kıyıya vurur ve ardından geri çekilir. Sonra tekrar kabarır, tekrar kıyıya vurur, Tekrar geri çekilir. Yas tutmak mezun olup diplomasını alacağımız bir okul, tamamlayıp rafa kaldırabileceğimiz bir şey değildir. Daha ziyade, inkarın ve kabulün birbirine karıştığı bir yolda olma halidir. Kabul ise, bir kez varılan değil, hep yeni baştan uğranan bir durak sayılır. Her kayıp çok katmanlı olduğu için de yas tutmanın kendine özgü bir sonsuzluğu vardır.
Bir noktaya daha değineyim: Doğru şekilde nasıl yas tutulacağına dair bir temel formül yok. Çok değil, bundan 3-4 sene öncesine kadar, şu anda yaptığım bazı davranışların, hissettiğim duyguların benzerlerini bir başkasında gözlemlesem, gerçeğe bir türlü razı olamamış, geçmişe takılmış kalmış herhalde, diye geçirirdim içimden. Yasın herkes için çabucak bir hastalığa dönüşebileceği fikri bende de belirebilirdi. Fakat sonra babam öldü. Ve normal ile anormal ayıran o keskin bölme çizgim giderek bulanıklaştı, sonra da yok olmaya yüz tuttu. Zaten yas tutmayı, onu içeriden tarif edebilecek kadar yakından tanıyan herkes, onun hiçbir zaman kitaplarda, teorilerde yazıldığı gibi işlemediğini, çok daha zengin ve karmaşık bir şey olduğunu bilir.
Normal yas olarak kabul edilebilecek şeylerin inanılmaz bir çeşitlilik gösterebileceğini yeni yeni anlamaya başlıyoruz. Bu çeşitliliği görünür kılmanın çok önemli olduğuna inanıyorum. Kurallar dayatmaya ısrar eden bir dünyada, tek bir yol değil birden çok yol olduğunu kabul etmenin, çok yönlü bakabilmenin ferahlatıcı olduğunu düşünüyorum. Yaşadıklarımızı, yas sürecinin normal, doğal ve hatta beklenen bileşenleri olarak görebildiğimizde, bize daha az sıkıntı vermeye başlarlar. 3 Böylece, yanlış mı yapıyorum düşüncesine kapılmaksızın yasımızı özgürce tutabiliriz.
Bu websitesi de bunun için var. Yasa pek az alan tanıyoruz. Oysa yas tutan başkalarının ve sesimizi duyurabileceğimiz, yasımızı konuşabileceğimiz bir ortamın varlığı uzun sürmesi, inişli çıkışlı olması muhtemel yas sürecinde hayati öneme sahip olan bir şey. Ciddiye alınmama tehlikesinden, kendini savunma kaygısından arındırılmış bir ortamda, kaybımızın ağırlığını duyduğu halde sözü değiştirmek zorunluluğu duymayan birileri tarafından dinlendiğini ve anlaşıldığını hissetmek, yalnızlaştıran, çaresiz bırakan, kahreden sessizliği çözebilecek güçtedir. Erdoğan Özmen, Birikim Dergisi’nde yayımlanan “Yasların Kardeşliği” yazısında meselenin tam da bu yönüne işaret eder: “Başkaları kendi acılarını, kayıplarını, kederlerini, travmalarını dile getirdiğinde, bu, bizim için eşsiz bir dayanak olur; kendi kayıplarımızın yasını tutmak, kendi acımızı açığa vurmak için. Çünkü bize tanıdık gelen ve güven veren bir dünyada olduğumuz duygusu uyanır böylece içimizde: Farklı yaslar arasında herkesi iyileştiren ve teselli eden harikulade bir diyalog başlar.” Websitemin bu bölümünde, ben de bir yas diyaloğu başlatmayı hedefliyorum. Burada ölümden, ölüm içeren ve içermeyen her türlü kayıptan, çoğumuzun yaşadığı ama kolay kolay anlat(a)madığı şeylerden, normal veya anormal diye etiketlemeden bahsedeceğiz. Çünkü bazen insanın yargılar üretmek yerine anladığı, üstelik yalnız olmadığını bildiği bir acıya tahammül gösterebilmeyi öğrenmesi daha kolay oluyor.
Sevgi ve dostlukla,